9 ay on gün gebelikte yapılması gerekenler

9 ay on gün gebelikte yapılması gerekenler

9 ay on gün gebelikte yapılması gerekenler 

9. AY 10. GÜN (Gebelikle ilgili çok şey)

Hamilelik Kadın yaşamının en özel ve en güzel dönemlerinden biridir. İnsanın en yüce ürünü olan çocuğun ortaya çıktığı bu sürecin sağlıklı geçmesi için, gebenin ve çevresinin uyması gereken çeşitli kurallar vardır. Menstruel kanamanın gecikmesiyle birlikte ortaya çıkan ek bulgular, bize gebeliği düşündürür. Bunlar, göğüslerde, meme ucunda acıma, gerginlik, akıntıda artma, hafif bel ağrısı, idrar yaparken yanma ve tükrük salgısında artma gibi belirtilerdir. Daha sonrada sabah bulantıları ve kusmalar bazen ortaya çıkabilir. Beklenen Doğum Tarihini Hesaplamak için, son menstruel kanamanın birinci gününden itibaren 7. gün toplanır ve 3. ay çıkarılır. (örnek; menstruasyonun birinci günü 6. Ayın 9’u olan gebenin beklenen doğum tarihi 3. Ayın 16’sı olacaktır). Bu kural düzenli menstruasyonu olan Kadınlar için geçerlidir. Menstruasyonları genelde gecikenlerde, beklenen Doğum Tarihleri daha geç olacaktır.

Günümüzdeki Gebelik testleriyle idrarda birkaç gün gecikmeyle, kanda ise, gecikme olmadan Gebelik saptanabilir. Gebelikle ilgili ilk muayenede, rahim dışında oluşan, yaklaşık yüzde 0.5-1 kadında karşımıza çıkan, sonlandırılmazsa yaşamı tehdit eden, Dış Gebelik olasılığı ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca ileri yaş hamilelerinde yüzde 25’e varan oranda ortaya çıkan Myom olarak adlandırılan iyi huylu rahim urları, gençlerde ilk muayenelerde fark edilmesi öngörülen ortalama yüzde 3. civarında rahimin doğuştan anomalileri ve yumurtalık kistleri gibi anatomik bozukluklar tespit edilebilir. Bunların değerlendirilmesinde, gebeliğin ilk üç (3). ayındada güvenle uygulanabilen vajinal ultrasonografinin önemini vurgulamalıyız.

Gebelik, son adetin birinci gününden itibaren 40. haftadır ve ay yerine haftaları belirterek bu süreci değerlendirmek çok daha güvenli olacaktır. İlk on iki (12). hafta bitimine kadar, oluşan Gebelik ürününün organlarının, büyük bölümü tamamlanacak, baş-popo uzunluğu ortalama altı (6-). ila (7). cm olan, başı gövdeye oranla daha büyük olan fetus şekillenecektir. Göbek kordonun bir ucu, eş ya da son denilen Anne rahiminin içindeki damarlarla bağlantıyı oluşturan plasentaya uzanmaktadır. Bir balon gibi büyüyen rahim içinde, Amnion sıvısı olarak adlandırılan suyun içinde yüzmektedir.

Ne yazık ki, gebeliklerin ancak 10’da, 9’u 12. haftayı tamamlamaktadır. On (10). gebelikten bir tanesi düşükle sonuçlanacaktır. Burada göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek, düşüklerin en az yüzde 60’ında ciddi kromozom anomalilerini varlığıdır. Kısacası; mongol gibi zeka özürlü, Turner Sendromu gibi kromozom hastalıkları ve yaşamla bağdaşmayacak birçok sakatlığın önemli bir bölümü düşükle sonuçlanmaktadır. Düşük sürecinde gebeliğin büyümesi duracak, beş (5). ila (6). haftadan itibaren görülebilen fetus kalp atımı görülmeyecek, Gebelik Kesesi şekli bozulacak ve kramplarla birlikte şiddetli kanama ortaya çıkacaktır. Düşüklerin büyük bir bölümünde kalan parçalardan olan uzun ve şiddetli kanamaları ve enfeksiyonu engellemek amacıyla Kürtaj yapılmalıdır.

12. ila 28. hafta arası Düşük ve Erken Doğum riski oldukça azalmakta ve yüzde 1’lere kadar inebilmektedir. Burada fetusun Sakat oluşu dışında, rahimin yapısal anomalileri, rahim ağzının gevşekliği (vajinal ultrasonografi ile 8.mm’den fazla kanal açıklığında operasyonla dikilmesi önerilebilir), Toksoplazma gibi Enfeksiyonlarda rol oynamaktadır.

28. ila 37. hafta bitimi arası Erken Doğum olasılığı tekrar artmakta ve onda birlere çıkmaktadır. İkiz ve diğer çoğul gebeliklerde, Ödem, Yüksek Tansiyon ve idrarda albumin çıkmasıyla kendini gösteren preeklampsilerde, beşte birden daha sık olmaktadır. Son üç (3). haftaya girince, bebekte akciğerler olgunlaşmış olacak, Erken Doğum Riski ortadan kalkacaktır. Hamileyi ve yakınlarını en çok tedirgin eden konuların başında, bebeğin herhangi bir sakatlığıyla karşılaşma durumudur. Dünyanın her yerinde doğabilecek çocukların ortalama yüzde 3’ünde yaşamı tehdit edebilen ya da etmeyen sakatlık bulunmaktadır. Bu anomalilerin ancak yüzde 60. ila 70’i rutin Ultrasonografi ile tespit edilebilmektedir. Genelde ilk anomali taramaları 11. ila 14. hafta arası başlamaktadır. Bu dönemde fetusun ense kalınlığı ölçülmektedir. Genelde 3.mm’yi geçen ense kalınlığında, bebekte Down Sendromu gibi kromozom Hastalıkları ve doğuştan Kalp Hastalığı riski artmaktadır. Bu dönemde bebeğin burun kemiğinin yokluğu, kalp atım hızı ve bazı Doppler Ultrasonografi bulguları, bazı kromozom hastalıklarının habercisidir. Ense kalınlığının ölçüldüğü gün anneden alınan kan örneğinin incelenmesine ikili test denir. Ultrasonografi ölçümü ve ikili testin birlikte değerlendirilmesi sonucu Down Sendromu olasılığından yüzde 85. uzaklaşabiliriz. Bu testin yapılamaması durumunda 16. ila 20. hafta arası yinede anneden alınan kan örneğiyle Üçlü Test dediğimiz incelemenin başarısı ancak yüzde 70. olacaktır. Testlerin kuşkulu çıkması durumunda genellikle 16. ila 20. hafta arası Amniosentez tavsiye edilmektedir. Amniosentezde ultrasonografi eşliğinde bebeğin içinde yüzdüğü amnion sıvısından örnek alınıp genetik laboratuarına gönderilir. Bu işlem sonrası gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı 200’de 1’in altında olacak kadar düşüktür. 37. yaş ve üstü kadınlarda ve perinatolog tarafından önerilen tüm kuşkulu durumlarda amniosentezden kaçınmamalıdır. Bu testler genellikle Down Sendromu gibi Kromozom hastalıklarını saptamada kullanılır. Diğer birçok anomalinin önemli bir bölümünü ancak ultrasonografi ile tespit edilebilir. Yine kuşkulu durumlarda ayrıntılı ultrasonografik değerlendirmeler (ikinci, üçüncü düzey), Bebek kalbi ile ilgili, ekokardiyografi önerilebilir.

GEBE KALMADAN ÖNCE YAPILMASI GEREKENLER

Genellikle kadının gebelikle ilgili hazırlıkları, Gebe kalmadan üç ay önce başlar. Hamile adayı folik asid kullanımına başlar ve gebeliğin 12 haftası sonuna (3). kadar devam eder. Folik asıd ortalama 1/400-1/1000 bebekte görülen Spina Bifida (omurga kanalı açıklığı), Hidrosefali (beyin sıvısının artarak başın büyümesi ve beyine baskısı) riskini yüzde 70. oranda azaltabilir. Hamile Adayı alkol, sigara ve kafein alışkanlığından mutlaka vazgeçmelidir. Günde üç (3). bardak nescafe, kahve ya da 1.5 litre kola Sakat Bebek riskini oldukça arttıracaktır. Çocuk isteyen kadınlar, yumurtlama döneminden sonra mecbur kalmadıkça ilaç kullanmamalı, saç boyası yapmamalı ve radyasyondan uzak durmalıdırlar. Diş ağrısı, Baş ağrısı ve 38.5 üzeri ateşte saf parasetamol içeren ilaçlar günde 2. gm’a kadar güvenle kullanılabilir (günde dört kez). Kan şekerinin yüksek olduğu durumlarda Hamile kalınırsa Düşük ve Anomalili Bebek olasılığı oldukça artar. Risk grubundaki tüm kadınlarda Diabet ekarte edilmelidir. Çiftlerin Kan Grubu bilinmeli, Kadın Rh negatif, erkek Rh pozitif ise, Kan Uyuşmazlığı nedeniyle hamilelikte gereken tahliller yapılmalıdır. Doğum Sonrası Bebeğin Kan Grubu pozitif olduğunda, bundan sonraki gebelikte çocukta risk olmasın diye anneye Anti D enjeksiyonu doğumdan sonra üç (3 ). gün geçmeden mutlaka uygulanmalıdır. Hemogram olarak adlandırılan basit kan sayımıyla, Kansızlık dediğimiz Anemi saptanmalı, Demir Eksikliği varsa, Kan Hapı dediğimiz demir haplarıyla genellikle 2. ay süreyle tedavi edilmelidir. Kan sayımında MCV değeri 80’in altında saptandığında, toplumda yüzde 3. karşılaşılan talassemi (Akdeniz anemisi) taşıyıcılığından kuşkulanılır ve kadının eşinde de kan sayımı değerlendirilir. Her ikisindede bu değerler sınırın altındaysa, hemoglobin elektroferezi olarak adlandırılan özel kan tahlili bu çifte yapılmalıdır. Her ikisindede Akdeniz anemisi taşıyıcılığı kanıtlandığında bebeğin hasta olma riski 4’te, 1’dir ve Gebelik olduğunda ilk 12. hafta bitmeden koriyon villus biopsisi (özel bir teknikle plasentadan örnek alınması) uygulanır.

Ayrıca gebelikten önce idrar yolları enfeksiyonları tedavi edilmeli ve diş tedavileri mutlaka yapılmalıdır. Kedi dışkısından bulaşabilen, sakat bebek ve düşük riskini arttıran toksoplazma için önlem alınmalı ve etler iyi pişirilmeli, sebzeler iyi yıkanmalı, sosis, salam, sucuğun pişirilerek yenmesine özen gösterilmeli, çiğ köfte yenmemeli ve eller yemek öncesi mutlaka iyi yıkanmalıdır. Gebelik öncesi belirtilen önlemlere, gebelik süresinde de uyulmalıdır.

GEBELİKTE KAÇ KİLO ALMALIYIZ?

Bunu şöyle hesaplayabiliriz. Doğum zamanı bebek ortalama 3. ila 4. kg, amnion sıvısı 900. gr, plasenta 900. gr, rahimin ağırlığı 900. gr, göğüslerin büyümesi 1. ila 2. kg, kan hacminin artması 1-1.5kg ve vücut yağında öngörülebilen bir artma 1. ila 2. kilo olursa beklenen kilo artışı 10. ila 12kg olacaktır. Zayıf ve uzun boylu kadınların 15kg’a kadar, kilolu ve kısa boylu kadınların 8. ila 9. kilo alması çok daha uygun olacaktır. Genellikle ilk 3. ay bulantı nedeniyle kilo verilebilir, ancak gebeliğin 24. ila 25. haftasına kadar toplam 4. ila 5. kg alınabilir, sonra haftada yarım kg’dan fazla kilo alınmamalıdır. Gebelik başından itibaren haftada yarım kg kilo alınırsa bu 40. haftada toplam 20. kg’a ulaşacaktır. Hamileler kendi tartılarıyla sabah, aç olarak, idrar torbası ve bağırsaklar boş tartılmalıdır. dolu idrar torbası, üzerinde Giysiler, mide ve barsakların tartıyı birkaç kilo bile yanıltabileceğini gözümüzün önünde bulundurmalıyız. Tartı, düz ve sert zeminde bulunmalı ve 0 ayarı yapılmalıdır.

GEBELİKTE NASIL BESLENMELİYİZ?

Hamile bebeği iyi beslemek isterken, fazla kilo almamaya mutlaka özen göstermelidir. Gebenin ortalama alması gereken günlük 2300. kaloridir. Gebenin besin gereksinimini protein, vitamin ve karbonhidratlar oluşturur. Vitaminler salata, sebze ve meyvalarda bulunur. Bunlar hamilelikte bol miktarda alınabilirken kalori dozuna da oldukça dikkat edilmelidir. (bir salatalık 20. kalori, bir elma 60, bir muz 100 kalori). Balık, Et, Tavuk gibi hayvansal proteinler haşlama, zgara, fırında, buğulama şeklinde alınmalı, yağlı kızartma yenmemelidir. Gebeliğin 16. Haftasından sonra süte önem verilmeli, günde 1. litre süt ürünü mutlaka tüketilmelidir. İlk 16. haftada bulantı ve tiksinme varsa süt içilmesi için zorlanmamalıdır. Günde 1. adet katı yumurta tercih edilebilir. Nohut, Fasülye, Mercimek gibi bitkisel proteinler hamileliğin 24. ila 25. haftasından sonra, yükselen rahimin mideyi yukarı itmesi sonucu ortaya çıkan reflü ve 12. metre bağırsağın karın boşluğunda daralan bölümde yer alması sebebiyle, gaz sancılarını arttırabilecektir. Bu durumda Metsil gibi ilaçlar güvenle kullanılabilir. Ekmek olarak, çavdar ve yulaf gibi posalı gıdaları tercih etmek bağırsak hareketleri için çok uygundur.

Gebelik boyunca bol su içilmesi gerektiğini mutlaka vurgulamalıyız. Günde en az 2. litre sıvı tüketilmesi ilk 12. haftada bulantı yakınmalarını azaltacak ve özellikle 12. ila 28. haftalarda İdrar Yolu Enfeksiyonu riskini azaltacak, son üç (3 ). ayda Erken Doğum şansını azaltacaktır. Bu arada, Gebelik boyunca sık idrara çıkmanın, genellikle yükselen rahimin idrar torbasına baskısından olduğunu vurgulamalı ve sıvı alımını kısıtlamamalıyız. Dolaşımdaki sıvının artması, özellikle gebeliğin ortanca üç (3 ). ayında tansiyon düşmelerinden koruyucudur.

Tansiyon düşünce; Baygınlık, baş dönmesi, bulantı ve göz kararması olabilir. Genellikle tehlikeli değildir ve ilaç kullanılmaz. Ayakları yukarı kaldırmak, küçük şekerler ve tuzlu ayran yardımcı olacaktır. Tansiyon düşmesini engellemek amacıyla, büyüyen rahimin ayaklardan kalbe gelen kan akımına basısını engellemek önerilir. Hızlı eğilip kalkmamalı, sırtüstü yerine yan yatmalı, özellikte sıcakta sıvı kaybı fazla olacağından, ayakta olduğumuz yerde sürekli durmamalı ve sıcak duş yapılmamalı.

GEBELİK BULANTILARI

Genellikle ilk 12. haftaya, bazen 16. hafta bitimine kadar, nadiren Gebelik boyunca sürer. Gebe ve yakınlarının en büyük korkusu, bebeğin yeterli kilo almayacağıdır. Burada vurgulanması gereken; normalde bebeğin 12. hafta bitiminde zaten 90. gr, 16. haftada da 150. gr. olacağıdır. (Bir bardak su 200. gr). Hamile bu dönemde bir miktar kilo verebilir. Kullanılan ilaçlar çoğunlukla yararlı olamamaktadır. Yağlı besinleri almamak, bol sulu gıda almak önerilir. Kraker, leblebi yardımcı olabilir. Hamile az az ve sık sık atıştırmalıdır. Yataktan hızlı bir şekilde kalkmamak, kalkmadan önce yatağın kenarında bulunan tuzlu çubuk gibi besinleri atıştırmak oldukça yararlı olabilir. (Yabancı klasik kitaplarda, eşin kahvaltıyı yatağa getirmesi önerilir!). Ayrıca temiz havada yürüyüşler ve ortam değiştirmek yararlı olacaktır. Günde 4. ila 5. kezi geçen kusmalar uzun sürdüğünde, basit bir İdrar Tahlili yapılarak, vücud proteinlerinin yıkım ürünü keton cisimciği (aseton) bakılır. Bu madde miktarı idrarda arttığında sıvı ve elektrolit dengesini sağlamak amacıyla serumlar takılabilir.

Gebeliğin 2’inci yarısında, özellikle yükselen rahimin mideyi yukarı itmesi ve mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu, acıma, ekşime, kazınma, boğazda yanma gibi reflü bulguları, özellikle acı, kızartma, turşu ve baharatla artabilir. Bunlara özen gösterilmesi, yemekten sonra yürüyüş yapılması, akşam yemeğinin geç yenmemesi, dolu mideyle yatılmaması, tercihan yüksek yastıkta yatılması önerilir. Bu tür yakınmalarda artık daha çok Gaviscon (günde 3 kez yemekten sonra) önerilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü Omeprol, Lansor gibi proton pompa inhibitörlerinin, tüm Gebelik boyunca güvenle kulanılabileceğini belirtmiştir.

Bir dolu tabak çerezin 4000. kaloriyi geçtiğini düşünerek, fıstık, fındık, badem, ceviz gibi ürünlerin 4. ila 5. taneden fazla alınmaması gerektiğini de vurgulamalıyız. Baklava, Çikolata, ve diğeri kalorisi yüksek gıdalardan kaçınmaya çalışmalıyız. Belirli dozda dondurmanın hiç bir sakıncası yoktur.

Gebelikte mukoza dediğimiz ıslak deriler ödemlenir. Burun kanamaları, özellikle kuru ortamlarda klimaların etkisiyle artar. Bu durumda buhar, nemlendirme ve serum fizyolojik tavsiye edilir. (okyanus suyu). Gingiva dediğimiz dişetleri ödemlenir, kanar. Dişetleri çekilir, araya mikropların girmesi çürük şansının oldukça artması, olan çürüklerin ilerlemesini sağlar. Son üç (3). ayda diş üzerine şiddetli girişimler, stres ve enfeksiyonun erken doğumu tetikleme riski nedeniyle kesinlikle önerilmez. Bu nedenle, gebelikte en güvenli olan ortanca üç (3). ayda, diş hekiminin değerlendirmesi uygundur.

Bu dönemde diş çekme, doldurma, temizleme ve bazı operasyonlar uygulanabilir. Lokal Anestezi (uyuşturma) ve enfeksiyonu engellemek için kullanılan birçok antibiyotiğin bu dönemde sakıncası yoktur.

Dişleri fırçalarken, üst dişler aşağıdan yukarı, diş fırçası ağıza kuru girmeli, alt dişler aşağıdan yukarı fırçalanmalı, 40. derece bir açıyla dişetinden itibaren fırçalanmalıdır. Diş macunu ve miktarı önemli değildir. Daha sonra ağız çalkalanır.

Gebelerin çoğunda vajinal akıntı artar. Bebeklerin ağzında pamucuk dediğimiz mantar akıntısı gebelerin yarısında olacaktır. Genelde tehlikeli değildir. Kokusuz, beyaz, bazen kesik peynir kadar yoğun olabilen akıntı vardır. Akşama doğru artan kaşıntı olabilir. Bulgular rahatsız ettiğinde genelde imidazol türevi krem ve fitillerle tedavi edilir. Hijyen çok önemlidir. Tuvaletten sonra mutlaka yıkanmalı ve iyi kurulanmalıdır. Tüm mantarlar nemi sever. Banyodan sonra çok çabuk kurulanmalı ve ıslak mayoyla oturulmamalıdır. Havuzdaki klor aslında enfeksiyondan korur, ancak klor aslında bazik olduğu için asid olan vajinal dengeyi etkileyerek vajende yaşayan mantar miktarı artacak ve akıntı bulguları artacaktır. Hamile her dönemde havuza ve denize girebilir. Yüzme ve yürüyüş hamileler için en iyi sporlardır. Güneşlenmek önerilmez.

Cinsel beraberliğe, muayene bulguları uygun, risk grubunda olmayan hastalara Gebelik başından itibaren izin verilebilir. Ancak 28. haftadan sonra, vajende meniyle temas önerilmez. Menide bulunan prostaglandin denilen maddeler, rahim kasılmalarını etkileyerek, son üç (3) ayda onda bir olan erken doğum riskini etkileyebilirler. Bu dönemde prezervatif kullanmak uygun olacaktır. Memelerin aşırı uyarılmasıda rahim kasılmasını etkileyerek erken doğum riskini arttıracaktır.

Gebelikte büyüyen rahimin, ilk 12. haftadan sonra karındaki şişkinliği pelvis kemiklerinin dışında fark edilecek, tepe noktasının yüksekliği 22. haftada hamilenin göbek deliğine ulaşacaktır. Gebe kadının dar kemer takması ve dar pantolon giymesi, rahime giden kan dolaşımını etkileyeceği için önerilmez. Gövde ağırlık merkezinin öne doğru yer değiştirmesi, büyüyen meme dokusunun ağırlığı nedeniyle, sırt, omuz ve bel ağrıları artar. Dik durmak ve oturmak, orta yükseklikte topuklu ayakkabılar önerilir. Dar ya da bol olmayan, destekli sütyenler tavsiye edilir. Sütyenin gece gündüz takılması memelerde sarkma olasılığını biraz olsun azaltacaktır.

Dik durmak ve oturmak ,özellikle son üç ayda yükselen rahimin kaburga altlarından batması ve diyaframı iterek kalp ve akciğerleri sıkıştırması nedeniyle olabilecek nefes darlığı ve çarpıntı yakınmalarını biraz azaltabilecektir. Bu durumda gaz yapıcı gıdalardan uzak durulması, hava dolu bağırsakların yaptığı basıncı biraz hafifletecektir. (bu dönemde bir tabak fasülye bile, bazen sırt, kasık, bel, omuz ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, soğuk terleme ve kıvrandıran gaz sancısına neden olabilir.)

Rahim hızla büyümeye devam ederken, özellikle; stress, yorgunluk ve vücut direnci kırıldığında, rahimi tutan bağların gerilmesi nedeniyle bel ağrıları, kasık ağrıları artacak ve genellikle dinlendikten sonra düzelecektir. Gebeliğin ikinci yarısında pelvis dediğimiz çatı kemikleri arasında açıklık artacak, uyluk kemiği ile pelvis arası açı bozulacak, hamile paytak ve dengesiz yürüyecektir. Özellikle yüksek adımlarda, otobüse binerken ve banyodan çıkarken hamile dengesini kaybedip düşebilecektir.

İlerleyen gebelik sürecinde bacaklardan dönen kan akımı engellenebileceği için varis ve hemoroid (basur) riski artacaktır. Ayakta hareket etmeden ayni noktada durmak yerine merdivene basar gibi pozisyon değiştirmek ve yürüyüş halinde olmak önerilir. Sürekli oturur pozisyonda uzun yolculuk önerilmez.(uzun yol sürücülerinde varis ve hemaroid riski!). Hamileler Otururken ayaklarını kaldırılmalı ve bacak bacak üstüne atılmamalıdır.

Tüm bunlardan sonra, gebeliğin fizyolojik bir olay olduğunu vurgulamak tartışmalıdır. En az sağlık çalışanları kadar hamile ve çevresinin yapması gereken bir çok şey olduğu görülmektedir. Gebeliğin anneye ve bebeğe en az hasar vererek geçmesi ve yaşam kalitesinin yüksek tutulması hedefimiz olmalıdır. Bununla birlikte, anne olma arzusunun oluşturduğu yüce duygu, bu dönemi her şeye rağmen özel ve değerli kılacaktır.

Op. Dr. Kenan ERTOPÇU

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı