Domuz Gribi Aşısı Yapılmalı mı Yapılmamalı mı ?

Domuz Gribi Aşısı Yapılmalı mı Yapılmamalı mı ?

Merhaba sevgili anne ve babalar…

Okullardan evlere, siz velilere, imzalanıp geri gönderilecek “Uygun buluyorum, çocuğuma aşı yapılsın / Uygun bulmuyorum, çocuğuma aşı yapılmasın” yazılı kağıtlar geldi ve halk deyişiyle zurnanın zırt dediği yere geldik. Acaba ne yapmalı, nasıl karar vermeli?

Dilerseniz 15. gündür sizlerden aldığım telefonlardaki sorularla bir oto-röportaj şeklinde yazayım bu konudaki görüşlerimi…

Bir gazete “Aşı doktorları da ikiye böldü” diye manşet atmış. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

O gazeteyi özellikle satın aldım ve orta sayfadaki haberi son derece dikkatli okudum: Dokuz kişiye sormuşlar ve bunlardan altısı profesör, ikisi uzman olan ve sekiz doktor aşının yapılmasının doğru olduğunu bilimsel gerekçelerle belirtmişler. Bir, evet bir tek kişi (ne tesadüf ki hasta tedavi eden bir doktor değil, bir farmakoloji profesörü) ise kendisinin de aşılanmayacağını (zaten risk grubunda değil çünkü hasta muayene etmiyor) çocuklarını da aşılatmayacağını söylüyor. Gerekçesi ise bilimsel olmadığı gibi trajikomik bence: “Başbakan aşılanmıyorsa bir bildiği vardır herhalde”. Düşünebiliyor musunuz, bir bilim insanının referansı, dayanağı – başbakan da olsa – konuyla ilgili bilimsel farkındalığı olması gerekmeyen bir politikacı!.

Bence bu habere ancak “Aşı hakkında farklı düşünen profesör de var” başlığı son derece yakışırdı. Çünkü gazetenin kullandığı “ikiye böldü” başlığı, bu konuda derin bilgi sahibi, veya uzman olan doktorların yarısı değilse de önemli bir kısmının (örnek; hiç değilse yaklaşık olarak ortalama yüzde 20’sinin) aşıya karşı olduğu izlenimini uyandırmıyor mu sizce de?

Peki, sade vatandaş, milyonlarca anne ve baba ne yapsın, kime inansın?

Konunun uzmanlarına elbette. Yani tüm meslek yaşamları boyunca aşılar yapmış, aşıların kimi yan etkilerini (dolayısı ile sıklıklarını ya da enderliklerini de) birebir gözlemiş, bu konuda birçok kongre ve sempozyuma katılmış olan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanları ile konunun bilimini yapan Enfeksiyon Hastalıkları, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları, Halk Sağlığı, Mikrobiyoloji, İmmünoloji ve Viroloji Profesörlerine kulak vermek gerekir (söylediklerini mantık süzgecimizden geçirerek elbette). Bu uzmanlardan bir tek öğretim üyesi aşının aleyhinde bir görüş belirtmemiştir medyada ya da benim izleyebildiğim kadarı ile internette.

Peki, kimlerdir aşı karşıtı kıvılcımı çakanlar? İki kişi, bir Göğüs Hastalıkları (A.R.K.), bir de Kadın Hastalıkları ve Doğum (E.O.) Profesörü. Kimlerdir önemli destekçileri? İki kişi, bir Farmakoloji Profesörü (C.T.), bir de Üroloji Uzmanı Sağlık Eski Bakanı (O.D.). Sorarım size prostat sorunu olan bir kişi, bir ürologa mı danışır bir çocuk hastalıkları uzmanına mı? Adet düzensizliği olan bir hanım, bir kadın hastalıkları ve doğum profesörünün fikrini mi alır bir immünoloji ve viroloji profesörünün mü?

Bu konuda gerçek anlamda otorite olan, hemen hemen hepsi Pandemi Bilim Kurulu üyesi kişilerin isimleri aşağıdadır. Onur ve gurur duyarak belirtmeliyim ki 2. ve 8. sıradakiler, birebir bilgi ve görüşlerine ulaşabildiğim Hacettepe Tıp Fakültesinden sınıf arkadaşlarımdır:

  1. Prof. Dr. Selim Badur: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı
  2. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan: Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı
  3. Prof. Dr. Serhat Ünal: Hacettepe Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı
  4. Prof. Dr. Levent Akın: Hacettepe Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bilim Dalı
  5. Prof. Dr. Gaye Usluer: Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği Başkanı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı http://www.gazetevan.com/haber_detayi.asp?id=3081
  6. Prof. Dr. Volkan Korten: Marmara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı
  7. Prof. Dr. Mustafa Hacımustafaoğlu: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı http://bianet.org/bianet/saglik/117919-domuz-gribi-asisi-guvenli-mi
  8. Doç. Dr. Ümit Kartoğlu: Halk Sağlığı Uzmanı,Bilimsel Danışman – Dünya Sağlık Örgütü Aşı ve Biyolojik Ürünler Departmanı, AşıGϋvenliği ve Standartları Birimi, Cenevre. http://www.taraf.com.tr/haber/43087.htm Kalitesi,
  9. Prof. Dr. Mustafa Bakır: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı

Bu bilim insanlarının isimlerini belirtmekteki amacım okuyucuların internet aracılığıyla onların görüşlerine de ulaşabilmelerini kolaylaştırmaktır (örnek; Google’a “Selim Badur, domuz gribi aşısı” yazıp aramak yeterli olur).

Aşı hakkında kamuoyunda çok çeşitli spekülasyonlar var. Aşıların çok hızlı hazırlandığı, dördüncü faz çalışmaları yapılmadan piyasaya sürülüp uygulamaya geçildiği söyleniyor. Ne dersiniz bu konuda?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) grip aşısı üreticilerine dedi ki, “Siz mevsimsel grip aşısı üretiminizi 15. temmuza kadar bitirin, bütün tesislerinizi domuz gribi aşısı için hazırlayın.” 15. temmuzda başlayan bu süreç ağustos sonunda bitti ve hazırlanan aşılara son sürrat onay verildi. Şu anda hızla yayılan bir salgın var, “Niye hızlı onay verildi?” gibi Bir şey söyleyemez kimse. “Bekleyelim bakalım hastalık yükü ve ölümler çok artarsa aşılamaya başlarız” deme lüksüde kimsede yoktur. Çünkü o zaman çok iş işten geçmiş olabilir.

Yeni ilaç ve aşı gibi ürünlerin kullanımı ile ilgili yapılan klinik çalışmalar dört evrede yapılır, bu son derece doğru. Ancak dördüncü yani son evre, aşı veya ilacın piyasaya çıktıktan sonra, yani kullanıma girmesiyle başlayan bir izleme araştırmasıdır. Bu evrede ürünün güvenirliği (kısa ve uzun dönemde oluşabilecek istenmeyen etkiler) ile ilgili, son derece önemli bilgi toplanır. Dördüncü evrede ürün zaten aktif olarak toplumda yaygın olarak kullanıldığından, I-III. evre klinik çalışmalarda karşılaşılan zaman ve denek sayısı gibi kısıntılar olmaksızın yapılır. Bu neden ve sebeple toplumun tüm kesimleri hakkında oldukça önemli bilgiler toplanabilir. Sonuçlara göre ürün ya güvenli bir kimliğe bürünür, veya kimi durumlarda yasal düzenleyici kurum tarafından yasaklanır. Bu nedenlerle, “Pandemik İnfluenza A aşısının 4. faz çalışması yapılmadı, onun için aşı güvensiz, yapılmasında sakıncalar var” tartışması kesinlikle klinik çalışmalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan kişilerin yapacağı tartışmalardır. Aşının piyasaya çıkıp, yaygın olarak uygulanmaya başlanması 4. evre, başlka bir değişle, klinik çalışmanın ta kendisidir..

Bizim aşılarımızdaki adjuvan maddesi ile ilgili şeyler de söylendi. ABD’de adjuvansız aşı kullanılıyormuş. Nedir adjuvan? Bir zararı var mı?

ABD’deki ilaçlar, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayından geçtikten sonra kullanılabiliyor. Avrupa’da ise ilaçları Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) onaylıyor. Bunların dışında her ülke, kendi ilaç ruhsatını kendisi veriyor. FDA, insanlar aşı yaptırmaktan çekinmesin, psikolojik etkisi olmasın diye yıllardır adjuvan, yani Türkiye’de de yan etkileri tartışılan alüminyum ya da skualen içeren aşıları onaylamıyor. EMEA ise onaylıyor. Aynı durum, domuz gribi aşısında da geçerli; adjuvan içeren aşıları FDA onaylamazken, EMEA onayladı.

Antijen olarak adlandırılan şey, virüsün insanda bağışıklık uyandıran bir parçası. Virüs ilk görüldüğünde ABD mevsimsel grip aşısı gibi 15. mikrogram antijen içeren aşılar taleb etti. Ancak virüs hızla yayılınca DSÖ, aşı firmalarından bağışıklık arttırıcı adjuvanlı aşı üretmelerini istedi. Çünkü antijen ihtiyacı da son derece arttı. Oysa tüm dünya için 4 milyar doz aşı üretmeye yetecek virüs antijeni ne yazık ki yoktu. Bunun üzerine 7. ve 3.5 mikrogramlık antijen içeren, adjuvanla güçlendirilmiş aşılar üretildi. Halen dünyadaki virüs antijeninin yaklaşık olarak ortalama yüzde 40’ına sahip olan ABD ve Avustralya dışında dünyanın bütün ülkeleri adjuvanlı aşı kullanıyor.

Adjuvan maddesi, aşılara koruyuculuğun artırılması için katılıyor. Bu maddenin olmadığı bir aşının koruyuculuğu çok daha az. Ayrıca koruma süresi de son derece azdır.. Oysa bir salgında aşının etkisinin çok daha yüksek olması istenir. ABD’deki aşılar tüm yaş gruplarına 3. hafta ara ile 2. doz yapıldığı halde yaklaşık olarak ortalama yüzde 70. ila yüzde 80. koruyor. Halbuki bizim kullandığımız adjuvanlı aşı tek dozla (10. yaş altına iki doz yapılacak) yaklaşık olarak ortalama yüzde 95. ile yüzde 98. arasında etkinliği olan bir aşıdır. Virüs mutasyona uğrayabilir deniyor ya, bizim kullandığımız aşı bunların bir kısmında da etkili. Virüs mutasyona uğrarsa ABD’deki aşının etkisi çok daha az olacak. Dünya Sağlık Örgütü de Avrupa’nın şu an kullandığı, bizde de uygulanmakta ulan skualen adjuvanlı aşının içeriğini onayladı. Öte yandan Avrupa’da Novartis firmasının ürettiği bir mevsimsel grip aşısı içinde aynı adjuvan var. Bu aşı (Chiron, FLUAD) 12. yıldır Avrupa ülkelerinde 40. milyon doz kullanıldı. Bununla ilgili kesinlikle hiçbir ciddi yan etki görülmedi Yalnızca adjuvansız aşıya oranla biraz daha sıkça hafif yerel yan etkilere yol açabiliyor. Yani kolda hafif ağrı, kızarıklık, şişlik yapabiliyor. ABD’nin kullandığı aşı ise hem çok pahalı, hem de her yaşa iki doz uygulanıyor, hem de çok daha az koruyor.

Özetle günümüzde, bilimsel veriler, adjuvanli ve adjuvansız aşılar arasında “güvenlik” açışından bir fark olmadığını resmen ortaya koymaktadır, her iki tip aşının da çok iyi güvenlik kaydı vardır.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) neden skualen adjuvanlı aşıya onay vermiyor?

Skualen bitkiler, hayvanlar ve insanlarda bulanan ve doğal yolla oluşan bir maddedir. Her insanın karaciğerinde üretilir ve kan dolaşımında bulunur.

Skualen ayrıca çeşitli besinlerde, kozmetik ürünlerde, reçetesiz satılan çeşitli ilaçlarda, ve sağlık ürünlerinde bulunur.

Skualen ticari amaçla balık yağından (özellikle de köpekbalığı karaciğeri yağından) üretilir. Ecza ürünlerinde ve aşılarda bulunan skualen bu kaynaktan saflaştırılarak edilir.

Birkaç kişi, 1. Körfez Savaşına katılan askerlerin yaşadığı bazı sağlık sorunları ile bu askerlere uygulanmış olan aşılarda skualen bulunma ihtimali arasında bir bağlantı kurmaya çalışmıştır.

Yayınlanan bir bildiride şarbon aşısı uygulanan bazı eski askerlerde anti-skualen antikorları geliştiği ve bu antikorların özürlülüklere sebep ve neden olduğu ileri sürülmüştür.

Bu gün, bu askerlere uygulanmış olan aşılara skualen eklenmediği bilinmektedir ve söz konusu bağlantıyı ileri süren raporun teknik yetersizlikleri çeşitli yayınlarda açıklanmıştır. Askerlerin sağlık sorunlarının ise kum böceği öldürücü haşere ilaçları ve benzeri kimyasallara maruz kalmaktan kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu tür yanlış ve çarpıcı iddiaların toplumdaki olumsuz etkisini çok daha iyi bilen FDA kurumu da aşılanan insan sayısı olabildiğince fazla olsun diye adjuvanlı aşıya onay vermemiştir.

Bir de aşılardaki cıva içeriğinden söz ediliyor. Neden cıva var ve zararlı mı?

Yine zamanla yarış nedeniyle 4. milyar tek dozluk enjektörde hazır aşı üretilemeyeceği için 10’ar dozluk şişecikler içinde üretim yapıldı. Bu nedenle aşıyı bakteri ve mantar bulaşmasından korumak için cıva ekleniyor (yıllardır çoklu doz tüm aşılara eklendiği gibi). Birileri kalkıp “Bu aşıyı çocuklarınıza yaptırırsanız cıva zehirlenmesi olur” diyor. İki tür cıva var, biri etil biri metil. Zehirlenme yapan metil cıva. Aşıda kullanılan etil cıva. Kimyasal formülleri ayrı. Oysa Boğaz’dan ya da İzmir Körfezinden tutup yediğiniz balıkta daha çok vardır etil cıva ve en geç 1. haftada vücuttan tamamen atılır.

Aşıların içerisinde bulunan etil cıva miktarı Dünya Sağlık Örgütü‘nün izin verdiği sınır içerisinde. Etil cıva 1930’lu yıllardan bu yana aşılarda son derece güvenle kullanılıyor. Komplo teoricilerini üzecek bir bilgi de vermek istiyorum, ABD’de hem cıvasız tek dozluk enjektör içinde aşı var ve kullanılıyor, hem de çok dozluk cıva içeren aşı. Çünkü ABD bile tüm nüfusuna yetecek tek dozluk üretimi bu kısa sürede sağlayamadı.

Aşının neden olabileceği söylenilen Guillain-Barré Sendromu nedir? Bu söylem gerçek mi?

Bu sendrom, el ve ayak parmak uçlarından başlayan kuvvet, his kaybı ile gelişen, gittikçe ilerleyen bir tablo. Hastaların bir kısmı geri dönebiliyor, tamamen iyileşebiliyor ancak az bir kısmı hayatını kaybede biliyor. Eğer aşı olmaz da grip geçirirseniz Guillain-Barré Sendromu olma riskiniz oldukça yüksektir. Sendromun tek nedeni grip değil, pekçok farklı enfeksiyon bunu etkiliyor olabiliyor. Aşıda böyle bir riskten bahsediliyor ancak aşınınki teorik olarak bahsedilen bir risk. Bunun var olduğunu gösteren hiçbir bilimsel çalışma yok. Kaldı ki tüm çalışmalar da olmadığını söylüyor. Ancak şunu biliyoruz; tersi doğru olsaydı bile, grip geçirirseniz ister mevsimsel ister domuz gribi, Guillain-Barré Sendromu olma riskiniz son derece yüksektir. Sırf bunu önlemek için bile aşının olunması gerek.

Bir Sağlık Eski Bakanı “Aşının prospektüsünde gebelere yapmayın yazıyor” diyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Yanlış bilgi. Doğrusu ise şu:

4.6 Pregnancy and lactation

There are currently no data available on the use of Focetria in pregnancy. Data from pregnant women vaccinated with different inactivated non-adjuvanted seasonal vaccines do not suggest malformations or fetal or neonatal toxicity.

An animal study with H5N1 mock-up vaccine did not indicate reproductive toxicity (see section 5.3).

The use of Focetria may be considered during pregnancy if this is thought to be necessary, taking into account official recommendations.

Focetria may be used in lactating women”

http://www.emea.europa.eu/humandocs/PDFs/EPAR/focetria/spc/emea-spc-h385en.pdf

Doğru özet tercümesini ise şöyle yapabiliriz:

Yeni aşının gebelerde kullanımı ile ilgili henüz yeterli veri yoktur (Nasıl olsun ki? Gebelerde hiçbir aşı ve ilaç için klinik çalışma yapılamamaktadır – SP).

Çeşitli adjuvansız mevsimsel grip aşıları gebelerde güvenle kullanılmaktadır.

Bir H5N1 (kuş gribi virüsü) aşısıyla yapılan hayvan çalışmasında üreme toksisitesi (cenine verilen bir zarar) saptanmamıştır.

Gerekli olduğu düşünülürse, resmi öneriler göz önünde bulundurularak adjuvanlı yeni aşının gebelerde kullanımı düşünülebilir.”

DSÖ Stratejik Bağışıklama Uzmanları Grubu (SAGE – Strategic Advisory Group of Experts on Immunization) gebelerle ilgili şöyle diyor:

Pregnant women (2% of the world’s population).

This group appears to be at increased risk for severe disease, potentially resulting in spontaneous abortion and/or death, especially during the second and third trimesters of pregnancy. Inactivated nonadjuvanted vaccines similar to most seasonal influenza vaccines are considered the preferred option given the extensive safety data on their use in pregnant women. However, if such a product is not available, pregnant women should be vaccinated with another pandemic infl uenza vaccine available at that time, for example, an adjuvanted inactivated infl uenza vaccine or a live attenuated infl uenza vaccine.”

24 JULY 2009, 84th YEAR / 24 JUILLET 2009, 84e ANNÉE

No. 30, 2009, 84, 301–308

http://www.who.int/wer

Yine özetlersek:

Gebelerin hastalığı ağır geçirme düşük yapma ve ölüm riski yüksektir.

Tercihen adjuvansız aşı ile aşılanmalıdırlar.

Ancak, adjuvansız aşı bulunamıyorsa var olan başka bir aşı ile, örneğin adjuvanlı inaktive aşı ya da – hatta – zayıflatılmış canlı grip virüsü aşısı ile aşılanmalıdırlar.

Allah aşkına bir insan tüm bunları okuyup da nasıl “Ben demiyorum, aşıyı üreten firma diyor bu aşıyı gebelere yapmayın diye” sonucuna varabilir ben anlayamıyorum doğrusu (özellikle en çok ölenler çocuklar ve gebelerken).

Aslında üzülerek anlıyorum, insan yaşamı hiçe sayılarak politika yapılıyor. Sonra da hiç sıkılmadan “Aşı olmasınlar. Salgından korunmak için düzgün beslensinler, zeytinyağlı yesinler. Haa kırmızı et de yesinler. Islak saçla sokağa çıkmasınlar, banyolarını akşamdan yapsınlar” deniliyor. TV muhabiri el yıkamayı anımsatınca da “Çok hasta, gripli biriyle tokalaşılırsa eller de yıkanır tabii” diye bitiriliyor.

Sağlık bakanlığımız gebelere şu an için ne öneriyor?

Sağlık Bakanlığımız şunu söylüyor:

Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı uzmanlar komitesi (SAGE) tarafından halen dünyadaki ruhsatlı pandemik H1N1 aşılarının gebelerde uygulanabileceğine ilişkin ciddi bir karar alınmıştır. Adjuvanlı aşının gebelerde kullanılması mümkündür. 20. haftalık gebelik süresini tamamlamış gebeler, adjuvanlı aşı ile aşılanabilirler. Ülkemizde adjuvansız aşı uygulamasına Aralık 2009 yılı başında başlanacaktır.

Bebeği 20. haftalıktan küçük gebelere de istekli olmaları ve onam formu imzalamaları durumunda adjuvanlı aşının yapılabileceğini de ifade ediyor.

Aynı politikacı “Aşının prospektüsünde 4. yaşın altına yapılmaz yazıyor” diyor..

İşte Focetria (şu anda uygulanmakta olan aşı) prospektüsünün ilgili bölümü ve kaynağımız (yoruma gerek var mı?):

Children and adolescents 6. months to 8. years of age: (6. aydan 8. yaşa çocuklarda:..)

One dose of 0.5 ml at an elected date.

A second dose of vaccine should be given after an interval of at least three weeks.”

http://www.emea.europa.eu/humandocs/PDFs/EPAR/focetria/spc/emea-spc-h385en.pdf

Aşı konusunda görüş bildiren dernek veya kuruluşlar var mı?

Elbette var.

Aşı risk gruplarına mutlaka yapılmalı diyenler:

Dünya sağlık Örgütü (WHO)

  • Amerika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)
  • Amerika Aşı Uygulamaları Danışma Kurulu (ACIP)
  • Türk Tabipleri Birliği (TTB)
  • Enfeksiyon Hastalıkları Derneği
  • Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanları Derneği (EKMUD)
  • Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK)
  • Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
  • Türk Toraks derneği

Aşı yapılmamalı diyenler:

Ben olumsuz bir tek dernek ya da kuruluş görüşü duymadım veya okumadım.

Risk gurupları kimlerden oluşuyor?

SAGE listesi şöyle:

Sağlık personeli (temel sağlık altyapısının korunması için; onlara bir şey olursa hastalara kim bakacak?)

  1. Gebe kadınlar
  2. 6. ay üzeri süregen (kronik) hastalığı olanlar (astım, şeker, böbrek, kalp hastalıkları – hipertansiyon hariç – ve aşırı obezite gibi diğer süregen durumlar)
  3. Sağlıklı genç yetişkinler (15. ila 49. yaş arası)
  4. Sağlıklı çocuklar
  5. 49. yaş üzeri ve 65. yaş altı sağlıklı nüfus
  6. 65. yaş üzeri sağlıklı yetişkinler

Türkiye’de önce sağlık çalışanları aşılandı. Aşısı eksik olanlar sağlık ocaklarına giderek hala aşılanabilirler.

Halen 6. ay – 5. yaş grubu sağlıklı çocuklar ile 6. ay üzeri her yaşta kronik (süregen) hastalığı olanlar aşılanıyorlar. Herhangi bir belgeye, rapora gerek yok. Aile ya da toplum sağlığı merkezine, veya sağlık ocağına gidip ne hastalığı olduğunu anlatmak yeterlidir.

Sırada ilköğretim öğrencileri var. Umarım olabildiğince erken başlanır aşılanmalarına, çünkü salgının hızı giderek artıyor.

Sonra da sıra diğer gruplara gelecek.

Aşının kontrendikasyonları (yapılmaması gereken durumlar) nelerdir?

Anaflaktik reaksiyon şiddetlinde yumurta alerjisi olanlar, lateks (kauçuk) ya da aşı bileşenlerine alerjisi olanlar, daha önce mevsimsel grip aşısı ile şiddetli alerjik reaksiyon geçirenler ve önceden Guillain-Barré Sendromu geçirmiş kimselere kesinlikle pandemi aşısı yapılmamalıdır.

Bu virüsün özelliği nedir?

Çok hızlı yayılan, hafif hastalık yapan bir virüs söz konusu. Ancak influenza virüslerinde yapı değiştirme özelliği olduğu için, kesinlikle çok süratle bu virüs ölümcül ve ağır hastalık yapan bir virüse dönüşebilir. Kuş gribi ağır hastalık yapıyordu fakat insanlara kolay kolay bulaşmıyordu. Bu virüs ağır hastalık yapmıyor ancak çabuk bulaşıyor. Bu virüsün çabuk bulaşma, kuş gribinin ağır hastalık yapma özelliği biraraya gelirse, bu son derece tehlikeli olur. Influenza virüsleri bu tarz evlilikleri aralarında çok daha kolay yapıyorlar. Korkulan senaryo da o aslında. Bakanın “Üç bin kişi ölecek” gibi açıklamaları, kafadan uydurma, sayısal değerler değil. Matematik modeller var. Bu virüsün yayılma hızı bilinip öyle hesaplanıyor.

Son sözünüz nedir topluma?

Pandemi aşısı son derece güvenlidir ve koruyuculuğu çok daha yüksektir. Ailelerin çocuklarını bir an önce vakit kaybetmeden aşılatarak korumalarını kesinlikle öneriyorum. Sağlık Bakanlığının velilere ilettiği onam formundaki yan etkilerden çok nadir görülenler gözlerini korkutmasın çünkü gerçekten çok nadir (1/10.000-1.000.00 dozda) görülme sıklıkları.

Şöyle bir örnekle bitireyim sözlerimi: Diyelim gece ıssız bir sokakta bir cani elinde koca bir bıçakla sizi kovalıyor. Yakalarsa büyük olasılıkla öldürecek. Köşe başına geldiğinizde bir taksiyi müşteri bekler buldunuz. Hemen binip oradan uzaklaşır mısınız, yoksa “Ya şoför çok beceriksizse, bir trafik kazası geçirip ölürsem” diye düşünüp yaya mı devam edersiniz yolunuza? Durum bundan ibarettir bence…

Az önce NTV’de Prof. Dr. Volkan Korten (canım arkadaşım) aynen şöyle söyledi: “Bu salgın iki durumda kırılır. Ülke nüfusumuzun yarısı aşılanınca veya yarısı hastalığı geçirince (35 milyon hastanın kaç kayba yol açabileceğini düşünmek içimi üşütüyor – SP). Aşı konusunda doktorlar arasında görüş ayrılığı filan yok. Konudan anlayan herkes net bir biçimde aşının yanında, bir tek istisna bile yok. Konudan anlamayanlar aşıya karşı, bunun da bir önemi yok.

Sevgi ve sağlıkla kalın…

Uzm. Dr. Süreyya PAKSOY

Çocuk Hastalıkları